Sabun yapmak ustalık ister.

Kenar

7

Büyük Larousse , sabun tarifini şöyle yapıyor: ‘Bir alkalinin yağlı bir madde üzerine etki ettirilmesiyle elde edilen, çamaşır yıkamada ve temizlik işlerinde kullanılan ürün.’

Hayır, bu kadar basit olmamalı. Biz sabun yapmak için kaç kilo zeytinyağı taşıdık, üç saat kaynattık, başında özenle bekledik, kıvamı tutsun diye uğraştık, kalıplara döktük. İnsan emeği var onda. Çok duygusuzsun Larousse!

Baştan başlayalım : Güneşli bir kış günü Milas Pınarcık köyüne gittik. Geleceğimizi bir gün önceden haber vermiştik, Mehmet Amca, Gürbüz Teyze bizi kapıda karşıladı. Evleri yol üzerinde çok güzel bir köy evi. Arka tarafında portakal ağaçları var, ben zaten bayılıyorum portakallara, hem ağaçtaki görünüşlerine , hem kendilerine. Sonra bahçenin içinde koyunlar, inekler, tavuklar…Mis! Mehmet Amca’ nın oğlu bize hemen portakal suyu ikram etti, portakallar öyle güzel ki, kan portakalı 🙂

mehmet amca, bizi evinde ağırladı ve sabun yapım aşamalarını gösterdi.

mehmet amca, bizi evinde ağırladı ve sabun yapım aşamalarını gösterdi.

Gürbüz Teyze bizim için gözleme açtı.

Gürbüz Teyze bizim için gözleme açtı.

Gelelim sabun yapımına. Gerekli malzemeler: (30 kg sabun için)

-15 kilo su

-20 kg işlenmemiş zeytinyağı ( oldukça koyu kıvamlı, köylüler çamur diyor)

-5,5 kilo kostik

*Kostik : Sodyum Hidroksit (NaOH) Aslında kimyasal hiçbir şey kullanmak istemiyorduk ve kostik olmadan , mesela kostik yerine sadece kül kullanarak sabun yapıp yapamayacağımızı araştırdık, Mehmet Amca da diğer köylüler de kostik olmadan olmaz dedi. Kül sadece kostiğin kıvamını ayarlamaya yardım edermiş , başka türlü olmazmış)

30 kilo sabun çok diyorsanız, siz de benim gibi ev versiyonu yapmayı düşünüyorsanız, malzemeyi kısıp evde, balkonda piknik tüple deneyebilirsiniz.

kazanımız

kazanımız

Yapılışı:

Biz gittiğimizde Mehmet Amca zaten kazanı ve suyu hazırlamış, su ısınmaya başlamıştı. Üzerine zeytinyağının hepsini ilave ettik,  onlar ateşte kaynamaya bırakılırken ,10-15 dk sonra, ayrı bir kapta -dikkat ,kostiği direkt kazana atmıyoruz, başka bir kapta su ile karıştırıyoruz- önce 1 kg kadar kostik ve üzerine kostiği eritecek kadar su ekleyip  bir güzel eritiyoruz ,daha sonra elde ettiğimiz karışımı kazana ekliyoruz.

ilk başta kıvamı böyle idi.

ilk başta kıvamı böyle idi.

Tekrar edeyim, 5,5 kilo kostik bir seferde atılmıyor. Mehmet Amca kıvama bakııp göz kararı ile söylüyor, ancak benim anladığım , yarım saatte bir kostik karıştırılması , böylece 5,5 kilo kostik eritilmiş oluyor. 3- 3,5 saat kaynatıldıktan sonra, kazandaki kıvam iyice koyulaşıyor, macun kadar katı değil , ama macuna dönme kıvamına gelince, kazandan kalıba boşaltıyoruz. Bu kalıpta en az iki gün beklemeli. Tabii bekleme süresinde hava şartları da etkili. Yazın sıcaklıktan ötürü daha çok bekleniliyormuş. Sabun yapıldıktan bir hafta sonra kullanılabilirmiş el ve çamaşır için, ancak yüzde kullanım için altı ay beklemese daha iyi olur dedi Mehmet Amca, ph değerlerinden dolayı.

ikinci saatin sonunda kıvamı giderek koyulaşıyor.

ikinci saatin sonunda kıvamı giderek koyulaşıyor.

kalıba dökülmüş son hali

kalıba dökülmüş son hali

Sabunumuzu kalıba döktükten sonra sıra geldi kuzu sevmeye. Kuzuların çayırda koşturup durmasını seyretmek , ara sıra annelerini kaybetmeleri, bağırdıklarında annelerinin koşarak gelmesi ne büyük bir mutluluk ! Diyardan diyara atladığımın fakındayım , o zaman şimdilik başka bir diyarda görüşmek üzere diyeyim.

Mehmet Amca'nın oğlu Abdullah bizim için çiçek topladı:)

Yazıyı  Mehmet Amca’nın oğlu Abdullah’ın  bizim için topladığı çiçeklerle bitireyim 🙂

Reklamlar

arıcılık öğreniyorum!

Standart
debra, arıcılığın ilkelerini anlatıyor.

debra, arıcılığın ilkelerini anlatıyor.

Bodrum`da bir haftasonu arıların sihirli dünyasına girdim. Debra Roberts bize arıları öyle bir anlattı ki onların evine gitmiş kadar oldum.
Debra Roberts, Amerika`daki Ashevillge Arıcılık Enstitusu` nün tasarımcısı ve koordinatörü, Arıcılık Araştırmaları Merkezi`nin başkan yardımcısı, Bal Arısı Projesi`nin kurucusu. Arıcılığın ticari olan tarafında değil, doğal arıcılığın gelişmesi üzerine eğitimler düzenliyor.
Evet eğitim boyunca ben de sanki bir kovanın içinde yaşadım. Her kovanda bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve binlerce işçi arı var. Işçi arılar ilk üç hafta kovanın içinde yaşıyor, kendilerini hazırlıyor,sonra vakit geliyor ve uçuyorlar. Kraliçenin ömrü üç ya da dört yıl, ama ömrü kısa diye üzülebilirsiniz ama kendileri biraz zalim,ilk doğan kraliçe, henüz doğmayanları iğne ile sokarak öldürüyor! Neyse ki ensest yok, kraliçe kovandaki erkek arılarla çiftleşmiyor. Ayrıca her kraliçenin kendine has kokusu var, hasta olduklarında kokuları değişiyor ve diğer arılar böylece yeni bir kraliçe seçmenin vakti geldiğini anlıyorlar.Nereden biliyorsun diye sorarsanız dedim ya, arıların evinden geliyorum:-)
Debra`ya göre bir arıcıda olması gereken özellikler:
Sakinlik, anda olabilmek, odaklanma, saygı, pozitif tutum, açık niyet ve sessizlik.
Bu kalitelerin günlük yaşamda edinmek istediğimiz kaliteler olması ilginç değil mi?
Seminer boyunca lokal arıcılarla tanısma fırsatı da edindik. Hasan Bey ve Hüseyin Bey bize pratik bilgiler verdi, birlikte körük yaktık, peteklerin olması gereken koşullar üzerine sohbet ettik.

körük yakıyoruz.

körük yakıyoruz.

Debra çok yardımsever ve sorulara cevap vermeye hazır, ancak hep vurguladığı bir şey var : Arıcılık yapmak istiyorsanız lokal arıcılarla iletişime geçin, bölgeyi en iyi onlar bilir.

Hüseyin amca peteklerin aralığını gösteriyor.

Hüseyin amca peteklerin aralığını gösteriyor.

Seminerin ikinci bölümü soru cevap şeklinde ilerledi, Debra`ya yöneltilen sorulardan biri de şuydu: Sizi hiç arı soktu mu?
`Evet, birkaç kere`dedi Debra, ama öyle bir durum ki bu, nedense ürkmüyorsunuz, o büyülü dünyayı görmek istiyorsunuz. Bu arada, arı sokmasına soğan ve sarımsak iyi gelirmiş ve ayrıca sinir otu. Sinir otu çiğnenip bölgenin üzerine sarılabileceği gibi yutulabilinir de.
Son kısımda ise arıları bitlerden korumak için uygulanan kimyasal ilaçların ne tür zararlı etkileri olduğu, bu ilaçların arıların bağışıklık sisteminin düşmesine neden olacağı, kimyasal ilaçların polenler yoluyla çok büyük bir kesime yayıldığı anlatıldı. Debra`ya göre doğal arıcılık yöntemleri zaman ve sabır gerektiriyor ancak günümüzde insanların arılarla ilişkisi bozulmuş ve maalesef iş ilişkisine dönüşmüştür.
Açıkçası iki günlük seminer oldukça yoğun bilgiler edindik. Tam nasıl toparlayacağımı düşünüyordum ki, Debra : Endişelenmeyin, doğal arıcılığı öğrenmek bisiklet sürmeye benzer, zaman içinde bilgiler bir araya gelir ve bir bütün oluşturur, zamanla arılar en iyi öğretmeniniz olur.`dedi.
Şundan eminim, bambaşka bir dünya, ayrı bir cumhuriyet ve arıların bazı davranışları insanlara ne kadar benziyor. Gözlemlesem, yaptıklarını incelesem, hayatın gizemine dair bir kaç şey öğrenebilir miyim acaba?
Ne demişler:
Arılarla vakit geçirmiş olup Tanrı`yı bulamayanda bir sorun var demektir.

yol hiç biter mi?

Standart
Bir ağacın altında kitap okurken manzaram Akdağlar idi.

Bir ağacın altında kitap okurken manzaram Akdağlar idi.

Bugün yola çıkışımın ikinci ayı bitti. Rekorumu kırdım, benim Istanbulla en uzun ayrılığım iki ay sürmüştür ve o zaman bile bu kadar  yolda kalmamışımdır. Yol halinin farklı olduğunu bilirdim de, bu kadarını tahmin etmezdim. Yol demek, sevinci, hüznü ayrılıkları katsayılarla çarpmak demekmiş. Yanlız olmak ve bundan keyif almak demekmiş, kendi kendine yetmek, bazen insan istemek, bazen kimseyi istememek, deli gibi gülmek, hüngürt şakırt ağlamak…Beklemediğin anda mucizelerle karşılaşmak. Az önce otogardan geçtim, eve dönmeye bir bilet kalmıştı, ama istemedim. Biraz daha yol var, biliyorum. Iki vakte kadar mı desem, üç vakte kadar mı? Hiç bu kadar spontane yaşamamıştım, ne zormuş, ama ne kadar da  keyifliymiş 🙂

sen güneşe benziyorsun.

Standart

Biliyor musunuz Bafa Gölü her gün başka renk oluyor. Hatta her saat. Mavi , gri, yeşil , yeşil dememeli sadece ,yeşilin yirmi tonu… Kuşlar cıvıldıyor. Taş merdivenlerden inince göl . Yoga yapıyoruz gölün kenarında , üşüyoruz biraz ama kimin umurunda…`An ` var sadece, başka bir şey yok.`Hiç` başka bir şey yok. Sadece burası var. Kuşlar neler anlatıyor. `Hayat` diyorlar, `Çok güzel` Akşamları ateş yakıyoruz. Bir dolunay zamanı, aydınlık, fenere gerek yok. Meğer orası ay tanrıçası Selene` nin memleketi imiş, o yüzden ışıklar o kadar parlak imiş. Selene ile çoban aşkı Endymion `u düşünüyorum. Gölün büyüsü, portakal agaçları, ayın ışıltısı. Bunların arasında güzelleştim. Arkadaşım dedi ki : `Sen güneşe benziyorsun.` Uzun zamandır duyduğum en güzel sözdü. Bafa o kadar güzel sarıp sarmaladı ki, hiç ayrılmak istemedim, ama ne demişler, yolcu yolunda gerek.Resim