Güllerin İçinden

Standart

Resim

Bu yazıyı yolda tanıdığım ve bir gün tekrar karşılaşacağımıza inandığım güzel insanlara ithaf ediyorum.

“Işıl senin güller çıktı, gel hadi!” Bu çağrı güllerime koşup gitmeye yeter de artardı ama ben gitmek için arkadaşımın güllerin resmini çekip bana göstermesini bekledim. Nasıl oldu bilmiyorum, ertesi gün kendimi otogarda buldum.
Başa dönelim, biz ocak ayında Burdur’un o güzelim soğuğunda gül dikimi yaptık. Aslında bu sahnenin içinde renk yok. Gül fideleri kara kuru, uzundu, hiç güle benzemiyordu, yolda görsem tanımazdım yani. Üstelik ağır, taşıyamıyordum bile, tarlanın bir başından öbür başına götürmek için sürüklemek gerekiyordu. Ama yine de içinde bir can taşıdığı belli oluyordu, dokununca güç veriyordu insana. Sonra ayrıldım oradan, işler güçler derken -benim işim yollardı o zaman- aklım bir yandan güllerde kalmıştı.
Vee vakit oldu Mayıs, gittim ve bir baktım ki, tarlalar pembe pembe olmuş güllerden. Güller ne güzel çiçeklenmiş. Bu proje Burdur Lisinia’da. Lisinia projelerine yurt içi ve yurt dışından gönüllüler katılıyor. Benim gülleri görmeye gittiğim hafta 3 gönüllü idik: Jiri, Valeri ve ben. İşçiler sabah kalkıp erkenden gül toplamaya başlıyorlar ve biz de onlara sonradan eşlik ediyorduk. Tarlamız da göl manzaralı idi bu arada, belirtmeden geçemeyeceğim. Beraber çalıştığımız işçiler de çok neşeliydi, gül topladık, hepsi başka güzel. “Sizi de gülleri de çok özleyeceğim” dedim, öyle de oldu.

ResimVESİLE İLE

Tarlalar arası mesafe çok olduğu için bir tarladan diğer tarlaya minibüsle gidiyorduk. Bir gün, hava nasıl sıcak, terlemişiz… Köylü ablalardan biri bana dönerek şöyle dedi: “Bak İstanbullu, İstanbul’un kıymetini bil!” “Hayır” dedim; “ben burayı seviyorum, sıcak da olsa, başıma güneş de geçse, İstanbul’un kalabalığına şu tarlaları tercih ederim.”
Zaten Vesile’nin şalvarını, yemenisini aldım, kendimi o kadar iyi hissettim ki. Kimse dokunmasın akşama kadar gül toplayayım yeter bana. Kimse dokunmasın diyorum ama iş arkadaşlarım da bayağı eğlenceliydi. Çok sevdim sohbetlerini. Zaten tarlada birçok gül arığı var, her sıraya karşılıklı iki kişi geçiyor ve hem gül toplama, hem muhabbet, daha ne olsun 
Bu arada, güller büyülü imiş, sebebine gelince, sabahtan gonca bu, daha vakti gelmemiş diyerek toplamadığınız güller öğlen güneşini alınca öyle bir açıyor ki, aynı sıraya baktığınıza inanamıyorsunuz. “Tamam, bu sırayı bitirdim” diyorsunuz, derken hooop goncalar yarım saatte büyüyüvermiş. Toprak ana ne bereketli! Ben ağladım, siz ne yaparsınız bilmem.

tarladan dönüşTARLADA BEN

Gül toplama işi bitince, gülleri çuvallara koyup tartma işi başlıyor, sonra da gül suyu yapmak için kazana dökme. Daha önce hiç gül suyunun nasıl yapıldığını görmemiştim, üstelik yoğun ve keskin bir kokusu var , daha önce kokladıklarıma benzemeyen. Oldukça şanslıyım dedim, nasıl yapıldığını görme şansı bulduğum için. Ne mutlu bana ki, hem dikim, hem toplama, hem de gül suyu yapımı aşamalarını görebildim.

Gül suyu yapılan kazan

Gül suyu yapılan kazan

kazana dökülmeden önce güller

kazana dökülmeden önce güller

öğle molası

öğle molası

LİSİNİA1

gözlem kulesinden

DSC_0124

tarlada 1.gün

Lisinia’ya gelince… Bir itirafta bulunayım, yolculukta bir kez gittiğim yere bir daha giderken korkuyorum. Ya değişmişse, ya bıraktığım gibi değilse diye. Hatta orayı zihnime hapsedip öylece kalsın istiyorum, belki bu yüzden anılarımı paylaşacağım yol arkadaşı bile istemiyorum. Korktuğum gibi olmadı, Lisinia öyle güzeldi ki, film seti gibi. Sanki sürekli farklı hikayeler yazılıyor orada, kış hikayesi başka, bahar hikayesi başka. Her yer yeşillenmiş, çiçeklenmiş. Kuşlar cıvıldaşmış, benim minik kedi büyümüş, kardeş köpekler Leo ve Lusi de öyle. Ama kış yolculuğumu hiçbir şeye değişmem, bana cesur olduğum zamanları hatırlatıyor. Her şey değişiyor dedim kendi kendime, sabit fikri bırak, hiçbir şey aynı kalmıyor doğadan bunu öğren biraz. Lisinia’dan ayrılırken “Burdur Gölü mü yoksa güller mi daha güzel” diye sorup, sonra da cevabı boşver ikisi de güzel deyip çıktım işin içinden.
Şimdi bakıyorum da, hayat ne güzel. Kuru bir dal sandığınız, zaman içinde nasıl renklere bürünüyor. Yolculuğum kendime verdiğim en güzel armağan imiş, kalbine dokunduğum bunca varlık ne güzel. Şehirdeyim şimdi ama yolculuğum devam ediyor, içimde bir şeyler açıldı, hayata bakışım değişti, yolda her şey tozpembe olmadı ama zorluklar bile ne güzeldi. Dışardan bakınca anlıyorum. Yol beni tekrar çağırana kadar, şehre odaklanacağım şimdi. ‘Şehirden çıkın’ demiştim, çıkmadan şehirde nasıl dönüşüm sağlayacağımı düşüneceğim. ‘Niyet etmek yolun yarısıdır’ diye bir söz vardı, değil mi 

Reklamlar