Gökçedere’de Meşk ve Sema

Standart

image

Bazen hissiyatım aklımın önüne geçiyor ve yazmak zorlaşıyor. Bu da o yazılardan biri. Bir yanım ‘tarifi yok, yazma’ derken, öbür yanım ‘paylaşmalısın’ diyor. En azından zorlandığımı , bazı zamanlarda kelimelerin kifayetsiz kaldığını hissettireyim, o da yeter.

Gökçedere’de Meşk ve Sema var. Hem de Mayıs’tan beri, hem de 99 gün ve 99 gece sürmesine niyet edilen sema. 12 gece Semahane’de uyudum. 12 gün 12 gece Türkiye’nin farklı illerinden , Avrupa’dan, İran’dan, Brezilya’dan ve şimdi hatırlamadığım diyarlardan gelenlerle Meşk yaptık, Sema yaptık, müzik yaptık, beraber pişirdik, beraber yedik , beraber uyuduk.

Her sene Gökçedere’de bu vakitlerde oluyor sema, benim ikinci gelişim. Bu senenin teması  ‘sessiz olun ki meleklerin sesini duyabilelim’ idi. Bundan mütevellit, bende konuşmadım çok, içime yolculuk yaptım. Yaptım yapmasına da…Kolay mı içeriye yolculuk, orada neler var neler. Dışarıya odaklanman gözlerimin içe bakınca şaşıp kalması normal elbet. Korktum ama bırakmak da istemedim, hakikati aradım, bazen semazenlerin eteklerinde, bazen kanunun sesinde, bazen segah makamındaki ilahilerde. Ne güzeldi dönüşler , hem ‘bağlantılı’ hem ‘birbirinden bağımsız’. Meşk hiç susmadı, Sema hiç durmadı, gece uyandım, sanki semazenler yoktu da ışık huzmeleri vardı. Başka bir gece söylenen ilahilere A’mak-ı Hayal’den dizeler karıştı:

‘Bu olaylar ve bu alem ezeli ve ebedi değildir.

Aklın varsa an bu andır an bu an

Geçmişi hatırlamak korku, ızdırap ve keder verir.

Kaderle uğraşma

Çünkü kimse kalıcı değildir, herkes gidicidir.

An bu andır, an bu an ‘

İçim bir açılıp bir kazanırken, kalbimden binbir duygu geçerken, an geldi aşk olduk hepimiz:

‘Pirlere niyaz ederiz

Yalan dünya nideriz,

Ölürüz hasret gideriz

Göster şol didarı bana ‘

Derken, aradığım cevapları sohbetlerde buldum, musikiyi terapi gördüm, defime sarıldım hem çaldım hem söyledim. Dönmeye başladım sonra, duran idim , engine bıraktım kendimi, var olana , derinine , ben döndükçe görüntüler bulanıklaştı, ben döndükçe kalbim açıldı , bir oldum, birlik oldum.

‘Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm

Derdü gam ile doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm

Yanmada derman buldu bu gönlüm’

Sema devam ediyor, Meşk devam ediyor, şimdi ayrıldım oradan ama kalbim özlüyor.

Ne mutlu gittim ve gördüm.

Aşk olsun hep.

Hu!

Reklamlar

Siz hiç albino patlıcan görmüş müydünüz?

Standart

albino

Ben görmemiştim. İlk kez Üsküdar Pazarı’nda Ercüment’in tezgahında gördüm.

‘Bu da ne ki? ‘ dedim, ‘Kabak değil, patlıcan değil’

Meğerse, insanda olduğu gibi patlıcanda da albino görülürmüş. Doğadaki her şeyin insanda bir karşılığı var sanki.

Albino patlıcanlar doğası gereği çekirdek yapısını tam oluşturamadığı için kart hale gelmezmiş, böylece acı da olmazmış. Şakşukada ve kızartmada afiyetle yenirmiş.

Aklınızda olsun efenim, görünce benim gibi şaşırmayın 🙂