Masalların Mutlu Sonları

Standart

 

1

Hocam masallar niye bir ‘var’ mış bir ‘yok’ muş diye başlar?

İstanbul’a gelir gelmez yine Tarlabaşı’na ,TTM *’ye koştum. Derler ya : ‘Bir çocuğun gülüşüne koca bir dünya sığar ‘ diye, işte tam da bu hissiyatı yaşıyorum. Önce Ezgi bize masal anlatıyor, meraklı gözler takipte. Sonra biz yazıyoruz masalı, Ezgi başlatıyor :

‘Ponçik bir gün ormanda yolculuğa çıkar , sonra ne görür?’

Meryem: ‘Bir kelebek’

‘Sonra, bir karaltı görür , bir de bakar: ‘

Canan: ‘Başka bir kelebek’

‘Kelebek Poncik’e ne söyler?’

Celal: ‘Bizi büyüledin mi? Yoksa hep beraber bizi büyüledin mi?

Onlar büyülendi ben mi büyülendim bilmiyorum. Yüzlerindeki ışık o kadar parlak ki. Cesaret var ,merak var, bilgelik var. Maske yok hiçbirinde. Bir de çok güzel gülüyorlar. Abartıyor muyum  ya da fazla mı anlam yüklüyorum? Sanmam , yazdıklarımın hepsi gerçek.

‘Hocam masalı canlandırabilir miyiz?’

2

Birisi Ponçik oluyor, birisi kelebek, birisi büyücü. Oyunun yazanı da yönetmeni de belli . Ve başlıyoruz .

34

Dilek diliyorum, kendim için , onların yaratıcılığını ,kararlılığını alabilmek için. Büyürken unuttuğum eski zamanlara ait özelliklerimi  tekrar anımsayabilmek için. Her gittiğimde  TTM’ ye hayran oluyorum. Geçen sene gönüllülük yaptığım mekan değişmiş ama yürekler yine sıcacık.Yer sıkıntısına ,ekonomik sıkıntılara, bir sürü engele rağmen güpgüzel bir kadro, olağanüstü işler yapıyor. Biliyorum, uzak da olsam yakın da olsam bir parçam hep orada benim.

‘Hocam, masallar hep mutlu sonla biter, değil mi? ‘

*Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nin Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal alanlarda destek sağlamak amacı ile yürüttüğü bir toplum merkezidir.

 

 

Reklamlar

Burcu Evi’nde Bir Hafta

Standart

1

Burcu Evi’nde Bir Hafta

Sizinle ev yapalım mı? Ama logodan ya da kağıttan değil gerçek ev? ‘Tüketmeyeceğiz’ dedik  madem; ihtiyacımızdan fazlasını almayacağız, elimizdekileri özenle kullanmaya dikkat edeceğiz dedik, o halde üretebiliriz de, yapamaz mıyız maliyeti kendimiz belirleyeceğimiz bir ev mesela?

Günlerden cumartesi, Yeryüzü Derneği’nin Ekoköy Girişimini kurduğu  Sakarya Pamukova’daki ‘Burcu Evi’ne doğru yol alıyoruz. Sakarya yolu, Karadeniz’e yaklaştığımızı haber verirmişçesine yeşil. Kıvrımlı yollardan Kadıköy’e ulaşıyoruz, önce kamp alanına. Çoğunlukla İstanbul’dan gelen gönüllüler var, çember oluyoruz, tanışıyoruz önce . Biz gönüllülerin yanı sıra yerel  halk da geliyor tanışmaya. Misafirperverler, bir teyze baklava yapıp getiriyor, diğeri ‘benim evim hemen şurası , bir isteğiniz olursa gelin , çekinmeyin hiç’ diyor. Eskiden öğretmen olan bir amca hemen köyün hikayesini anlatmaya girişiyor. Ait hissediyorum, yabancılık çekmiyorum. O güzel havada ve güzel yüreklerin yanında yabancılık çeker mi insan?

Püfür püfür esen bir çardak ve bir tabela bize nerede olduğumuzu anlatıyor: ‘Yeryüzü Ekoköyü’ Arazinin rakımı  700 metre , köyün çok taze bir havası var, ova manzarası süper ( ayrıca gece ışıklarında aşağıda deniz olduğunu hayal edebilirsiniz), gelgelelim bu köy terk edilmiş, köyde sadece altı kişi yaşıyormuş. Ben İstanbulluyum ve böyle güzel bir yerde sadece altı kişi , -onlar da yaşlılar tahmin edeceğiniz üzere- olduğunu duyunca şaşırıyorum elbet.

Gelelim ‘Burcu Evi’ ne : Geldiğimizde bizi karşılayan şiddetli yağmurdan sonra, hafta başı hemen işe koyulduk. Bir kısmımız saman balyalarını taşıdı, bir kısmımız toprak eledi, bir kısmımız saman ve toprak karışımı için çukur kazdı. Mimar arkadaşlar arazide kompost tuvalet yapımına başladı. Oraya gittiğimizde iskelet olan ev, gün geçtikçe büyüdü. Orada beş iş günü kaldım, ilk gün tek sıra olan saman balyaları, ekibin güzel ruhu ile çatıya kadar dayandı , elediğimiz topraklar dağ yığını oldu , yaptığımız  çamur karışımı , duvarlara sıva yapıldı. Can veren toprağın kutsallığına inanırdım da, bu defa ‘emeğin’ kutsallığını gördüm.

saman balyaları taşındıktan sonra özenle diziliyor.

saman balyaları taşındıktan sonra özenle diziliyor.

Evin adı ‘Burcu Evi’, çünkü tasarımını mimar olan arkadaşımız Burcu yaptı. Atölyede Burcu da bizimle beraberdi, bütün ekip beraber çalıştık, bazen çok fikir vardı, bazen hiç fikir yoktu ,ama önemli olan  ‘kollektif ruh’ un orada olması idi. Bu grupta güzel olan , bir lider yok ve herkes fikrini rahatlıkla söyleyebiliyor, herkesin aklına yatarsa da uygulamaya geçiliyor. Bildiğimiz , bugüne kadar öğrendiğimiz ‘tek bir model vardır ve herkes ona uymak zorundadır’ dayatması burada yok ve bu da bu çalışmayı farklı kılıyor.

çamur -saman karışımı yapmak için açtığımız çukurlar

çamur -saman karışımı yapmak için açtığımız çukurlar

duvarlar için yaptığımız karışımı eziyoruz, çok keyifli!

duvarlar için yaptığımız karışımı eziyoruz, çok keyifli!

Ev yapım atölyesinde konaklamada iki seçeneğimiz vardı: Köy evinde kalmak ya da kamp alanı. Elbette kamp alanını seçtim, durur muyum ! Gece ateş başı, yıldızlar ve ay. Kamp alanında elektrik ilk 3 gün yoktu, ama önemli mi? Yine bir kıyaslama yapıcam,- duramıyorum- , şehir konfor alanım, ne ararsan var, iste yeter ki. Lakin doğa da kalp alanım , kalbimin açıldığı, şifalandığı yer.  Kendime diyorum ki, şu doğa alanını da konfor alanına çevirsen ya? Daha vakti var, pişiyorum şimdi , ama bunun için attığım adımlar da keyifli.

Not: ‘Burcu Evi’ atölyesi 17 Ağustos’a kadar sürecek, gidin, görün, çamurlanın –çamur şifadır 🙂 -, ve dilerseniz evin üzerine siz de kendinizden bir parça koyun.

6

öğle yemeğindeki patatesimiz (fotomontaj değil, gerçektir)